Linkler









 

BİLİYOR MUZ?

 

Binlerce yıllık kültürün yüzlerce yemeğe verdiği ortak ad:Hamsi

 

 

Tavasından yemeğine, atlısından turşusuna kadar bilinen 106 çeşit yemeği var... Ama her şeyden önemlisi, Karadeniz halkına bir yaşam biçimi veren en önemi unsur olagelmiş. Gelin, hamsinin bilinne dört bin yıllık tarihinde yolcluğa çıkalım...

 

Boğaç Yüzgül

 

Karadeniz, bundan 45 bin yıl öncesinde, Asya'nın batısında blunan çok büyük bir göldü. Yakın Çağ Jeolojik Hareketleri sonucunda, bugünkü İstanbul'un kuzeydoğusunda bulunan Artomerinsa Dağları çöktü, her biri köy büyüklüğünde kayalar denize düştü ve bu suların taşması ile birikte, İstanbul Boğazı oluştu. Marmara'da yaşayıp, üremek için, boğaz oluşmadan önce bugünkü Beykoz ve Sarıyer önlerinde biten koya geliyorlardı. Boğaz oluşur oluşmaz, hamsi, lüfer e kalkan balıkları Karadeniz'e akın ederler ve bu bölge o tarihlerden itibaren hamsinin yaşama alanı olur.

Hamsi ile ilgili bilinne ilk yazılı belgeye, M.Ö. 2201 yıllarında Karadeniz Bölgesi'nde yaşayan Avurdalerineler'e ait sunak ve çömleklerde rastlamaktayız. Özellikle çömelklerde çizilen bordo-mavi-gri motefli balık resimlerinin, hamsiye ait olduğu anlaşılmıştır. Diğer bir yazılı belge ise, Babil Kralı Nicodemus aşçının sunduğu hamsi yemeğini afiyetle yiyip de tabağını pidesiyle sıyırdıktan sonra aşçısını böylesine lezzetli hamsiyi kendisine tattırmış olduğu için teşekkür etemsini anlatan, bir papirus kağıdında yer almaktadır. Belgede şu çarpıcı ayrıntı da devam etmektedir:

Buna göre, tabakta bir gram bile hamsi yoktur. Aşçı, üstün yetenekleri ile şalgamı hamsi boyutunda kesmiş, yağ, baharat ve afyon tohumları ile son derece artistik bir şekilde hamsi görüntüsüne sokmuştur. Bunun Babil kültürüne ait bir hikaye mi, yoksa gerçek mi olduğu bilinmese de, bölgeye ait birçok kaynakta hala yer alamkatdır. Bu arada hamsi ile ilgili bilinen ilk yemeğin, hamsinin haşlanarak yenmesi ve pazı ya da ıspanağa eklenerek yapılan bir düğün yemeği olmasıdıdr. Babil Krallığında, az baharatlı ve pazı üstüne serpilmiş olan hamsi, düğünlrede kral e ahalisine sunulan bir yemek türüydü.

 

SAVAŞ SEBEBİ HAMSİ

 

M.Ö. 298 yılında Karadeniz kıyılarını egemenlik altında bulunduran Pontus Krallığı ile Engürü(Ankara)'yı başkent yaptıktan sonra, Kapadokya'nın güneyinde Toros dağlarına kadar bir imparatorluk kurmayı başaran Galatlar savaş kararı almış. Savaşın temel sebebi, Galatlar'a ait bir grup balıkçı gezginin, izinsiz Pontus Krallığı kıyılarında balıkçılık yapmasıymış.  Hamsi, zamanla Pontusların ve sonra da Doğu Roma İmparatorluğu'nun en öemli gıda maddesi haline gelivermiş.  Pontus'un son dönemlerinde kaleme alınan bazı  yazıtlarda, avlanan v eetinden sıkça faydalanılan baıkar arasında, 'Stavridhis'(İstavrit), 'uhuskumrus'(Uskumru), 'Gfülürüs'(Lüfer) ve   'Pfhamsses'(Hamsi) gibi balıklar yer almış. 50 yıl kadar sonra, Konstantinopolis'in o dönemde “halieus” denilen balıkçılarla dolu olduğu da yazılı metinerde vardır. Kelimein anlamı ise, 'Hahalimsi Balıkçısı' demektir. 1546 yılında İstanbul'u ziyaret etmiş olan Fransız gezgin Pierre Belon, Pera'da garos sosu üreten çok dükkan olduğunu yazar. Bu dükkanların hergün sabahtan geceye kadar taze balık kızartıp sattıklarını ve bu balıkların bağırsak ve yumurtalarını tuzlayıp garos sosu hazırlamakta kullandıklarını anlatmaktadır. Hamsi balığının, ilk sektörel olarak tutulup satılması ise, Sinop, Samsun, Trabzon ve İstanbul dört ana merkez olamk üzere 1490 yılına denk gelmektedir. 1490'da, bgün istanbul Karaköy'de bulunan eski Ceneviz Tüccar Hanı, balık hali haline getirilmiş ve burada, Sinop ve Samsun'dan gelen balıklar ve tabii ki hamsielr satılmış. Trabzon'da da 1555 yılnda büyük bir balık hali kurdurulmuş. 1648 yılında ise o anki adı ilhe 'Cemeyit-i Halamsir Mubtesabatı' adı ile bir hamsi borsası da kurulmuş.

 

Mutfak kültüründe hamsi

 

Hamsinin, özellikle Pontus Krallığı döneminde, bol miktarda tüketilmeye başlandığ bilinmektedir. Kral Valentin Konstantinidis döneminde, sahil kesiminde çok sayıda balık pişiren küçük çaplı lokantaların bulunduğu ve saray erkanının sık sık bu lokantalarda yemek yediği yazılı kaynaklarda yer alan önemli notlardan birisidir. Yine Pontdus Mutfağı olarak bilinen ve Rebetico-Şarkotelanatolia adı ile gastronomi kültüründe önemli bir harman mutfak kültürü olarak yer alan ymeklerin içinde, pazı ve ıspanakla yapılan hamsi yemekleri, bısırözü yağı ile pişirilen havuçlu ve pirinçli soğuk hamsi yemekleri de kaynaklarda yer almaktadır. Osmanlı matfak kültüründe de, özellikle hamsiye yönelik olarak en sık rastlanan yemek, bugünkü tava mantığından uzak, az yağlı saçta pişirilen hamsi ile halen bilinen buğulama mantığında hamsi yemekleridir. Ancak, Trabzonlu ve Rizeli kadınların, yaz aylarında yemek ve sürüy mutfağına satmak üzere hamsi tuzlama ve hamsi turşusu yaptıkları; bunları, Mart ve Nisan ayarında İstanbul ve Sakarya'da kurulan saray pazarlaında sattıkları da yine yazlı kaynakarda yer almaktadır. Osmanlı Saray Erzatçıbaşısı ile ilgili notlarda, hamsi ile ilgili salamura türü yiyeceklerin, Karadenizli köylü kadınlardan alındğı notlarına rastlanmaktadır. Ancak hamsili ekmeğin, daha Pontus Krallığı'nın ilk yıllarından itibaren Trabzon, Rize ve Giresunlu sahil kesimi köylü kadınlarının, balık seferine çıkan eşlerine, yolluk olarak pişirdiklri de yazılı kaynaklarda bulunmuştur. Hatta, bugün direk olarak  rastlanmasa da, Pontus döneinde, Pazar ayinleri için kliselere hamsili ekmek pişiren öel fırınların bulunudğu ya da ekmek fırınlarının, Pazar sabahlarnı kış aylarına mahsus olmak üzer bu iş için ayırdıkları da kaydedilmektedir. Ancak ilginç olan bir başka ayrıntı daha ardir ki o da hamsinin, aslında mutfak kültüründe Pontuslardan bile eski bir anlayış olarak yer aldığnı kanıtlamaktadır. Bu ayrıntı, Romaılar döneminde, 213 yılında asılmış olan ve dünyanın bilinen ilk yemek kitabı olarak kabul edilen 'Gastranametinilimanidus' adlı yayında, 'Doğu yemekleri' başlığı altında, yer alan iki hamsi yemeğine rastlanmasıdır. Bu yemeklerden biri, 'Barbekius Halamsises'  yani bugünük adı ile ızgara hamsi, diğeri ise 'Pavelus Halamsises' yani buğünük adı ile hamsili pilavdır. Bunlardan bugünük yemeklerle tek fark, hamsili pilavda, o dönemde baharat yolu dha olmadığı için, pilava sadece, nohut, pirinç, yağ ve hamsi katılmasıdır.

 

HALK KÜLTÜRÜNE DE PONTUSLA GİRDİ

 

Hamsi balığının ince, uzun ve kıvrak yapısının insan yaşamı ile özdeşleşmesine ilişkin kültürel bulgular da Pontuslara kadardayanmaktadır. Pontus kaynaklarında, yelkenli teknelerin üzerlerine hamsi motifleri işlendiği ve birçok el dokuması halıya, bordo-mavi-mor ve gru hakimiyetli bir renk cümbüşünün işlenidği gözlenmiştir. 1055 yılında Trabzon'da düzenlenen bir müzik festivalinde, Trabznlu, Samsunlu ve Giresunluüç ayrı dans grubunun, 'Lahmer utrasen' adlı  bir dans yaptığı ve bu dansın bugünük horon ile çok büyük benzerlikler taşıdığı da anlaşılmıştır.

 

 

 

 

İçerik: Zafer Murat Çetintaş WebDesign: BurakDoğan